Özgeçmişim

Özgecmisim

Ben Mutlu, 1961 doğumluyum. Almanya’da, küçük bir şehirde doğdum. Ailem beni iyi yetiştirdi. Hıristiyanlı’ğın Katolik mezhebine ait kurallara göre yetiştirildim. Her pazar günü kiliseye gidip ayine katılırdık. Onaltı yaşına geldiğimde artık pek cazip gelmiyordu. Bu törenler beni sıkıyordu. „İnanç yalnız ölümün kapısının önündekiler için iyi. Ölmek üzere olanlar için bir ümit olması lazım. Ama ben daha gencim.“, diye düşünüyordum. Bundan dolayı genelde hayatı iyileştirmek için konunun çekirdeğine inerek asıl olan şeyleri bulmak istedim. Lise yıllarımda Hegel, Feuerbach, Adorno, Habermass ve Markuse’nin eserlerini okudum.

1980′de Almanya’da Yeşil Hareketi başladığı zaman ben de onların fikirlerini destekledim. Ben „Herkes yalnız para düşünüyor, dünyamız ölüyor“ diye düşünüyordum. Frankfurt’ ta yeni bir hava alanı için binlerce çam ağacı kesilecekti. Bunu protesto etmek için onbinlerce kişi Frankfurt ormanında toplandı. Buna ben de katıldım. Ayrıca Frankfurt’un merkezinde de bir gösteri yaptık. Hem ormanda hem de şehir merkezinde o kadar çok şiddet gördüm ki, bu hareketin de bir çare olmadığını anladım.

Aynı zamanda ailemden ayrıldım. Çünkü aramız bozuldu. Ayrılmadan önce babamla pek anlaşamazdık. O bazen sinirli bir adam oluyordu ve beni yirmi yaşında olduğum halde hala İncil’in sözleriyle eğitmek istiyordu. Bundan nefret ediyordum.Kendisinin İncil’e göre yaşamadığını gördüğüm için babamın düşüncelerini kabul etmedim. Sonunda bir arkadaşıma sığındım ve iki ay için tavan arasında küçük bir odada yaşadım.

Düşünmek için çok zamanım vardı. Yalnız dört ay askerlik yaptıktan sonra bu görevime doğduğum şehirde sivil hizmet yaparak devam ettim. Bir yıl için hastaları özel arabayla okullarına ve işlerine götürdüm. Bu arada iki arkadaşımla beraber küçük ve eski bir ev tuttuk.

Mahatma Ganddi’nin felsefesini okudum ve ona hayran oldum. O İncil’den yola çıkarak içerisinde hiçbir şiddet unsuru bulunmayan bir felsefe yarattı. Hindistan’dan onunla İngiliz’leri kovdu.

Ama yinede bütün bu fikir ve hareketlerle ve kendi düşüncelerimle bırakın dünyayı kendimi bile değiştiremeyeceğimin farkına vardım. Bana, İncil’de sanki bir cevap saklıymış gibi geldi.

İncil’i satın alıp okumaya başladım. Her boş anımda İncil’i okudum. Böylece iki ay geçti. İncil’de İsa’nın yaşamını dört kişi tasvir eder. Okurken, İsa’nın gücünün, sevgisinin ve kendi suçlarımın farkına vardım. Tanrı’nın bana büyük bir hediye vermek istediğini anladım. Ben suçlu olduğumdan cehennneme gidecektim. İsa bunu benim için yüklendi ve bu yüzden çarmıhta öldü. Adaletim için ölümden dirildi. Bunu kabul etsem, affedileceğimi biliyordum. Ama öbür taraftan hiç bilmediğim sorunların da başlayacağını biliyordum. İsa beni büsbütün serbest bıraktı. Ama onu gerçekten izlemeye başlamak ve ne dediğini anlamak için bir şey gösterdi: Onu izlemek için sanki yüksek bir dağa çıkmam lazımdı. O kadar yüksek ki, ucuna vardıktan sonra aşağa gitmem ve kocaman bir denize girmem gerekiyordu. Denizde bütün yaşamım boyunca yüzmem gerekliydi. Tabiî bir insan bunu yapamaz. Bir kaç saat yüzdükten sonra yorulur ve suda boğulur. İşte bu yüzden İsa’ya itiraz eden fikirlerim vardı. Ama bir anda İsa’nın beni suyun altından taşıyacağının farkına vardım. Bu gerçekten ve İncil’de yazılan şeylerden hiç şüphelenmiyordum. Tanrı’nın davetini kabul etmezsem kendi kendimi kandırmış olacaktım.

Üç gün sonra İsa’yı izlemeye karar verdim. Dua ederken yaşamımı ona verdim ve yüreğim büyük bir sevinçle doldu. Sanki yüreğimden büyük bir yük kaldırılmış gibi hissediyordum. O zamandan beri artık Tanrı’yla İsa’nın adıyla konuşuyorum ve O’na Babam diyorum. O’nun istediği şeyleri her gün İncil’den öğrenmek istiyorum. Çünkü O’nun istek ve öğütlerinin benim için en iyisi olduğunu biliyorum.

Şimdi ailemle de aramız düzeldi. Eski arkadaşlarımdan bazılarını kaybettim. Kabul ettiğim inancı reddettiler. Kardeşlerim de bana soğuk davrandı. Sehirdeki Katolik lider beni kiliseden kovdu, çünkü Tanrı’nın sözünü Roma’daki Papa’dan daha yüksek tuttum. Bir kaç yıl sonra mezhebimi değiştirip Protestan oldum.

Bir kaç sene öğretmenlik yaptıktan sonra aynı şekilde İsa’ya bağlı olan eşimle tanıştık ve evlendik. Böylece Göksel Babamızdan büyük, hak kazanmadığım bir hediye daha aldım. Bu güne kadar İsa’yı izleme kararımdan hiç pişmanlık duymadım. İsa bana özgürlük, sonsuz yaşam ve her zaman dua ederek Tanrı’yla konuşma yetkisini verdi. Bu avantajı bol bol kullanmak istiyorum.

Şöyle ki, bütün sorular ve sorunlara karşı İncil’i okuyarak bir çevap bulabilirim:

„Tanrı bizden yana ise, kim bize karşı olabilir? Öz Oğlunu bile esirgemeyen, O’nu hepimizin uğruna ölüme teslim eden Tanrı, O’nunla birlikte bize her şeyi de bağışlamayacak mı? Tanrı’nın seçtiklerini kim suçlayacak? Onları aklayan Tanrı’dır. Kim suçlu çıkaracak? Ölmüş, üstelik dirilmiş olan Mesih İsa, Tanrı’nın sağındadır ve bizim için aracılık etmektedir. Mesih’in sevgisinden bizi kim ayırabilir? Sıkıntı mı, elem mi, zulüm mü, açlık mı, çıplaklık mı, tehlike mi, ya da kılıç mı? Yazılmış olduğu gibi:

„Senin uğruna bütün gün öldürülüyoruz, kasaplık koyunlar sayılmışız.“

Ama bizi sevenin aracılığıyla bunların hepsinde galiplerden üstünüz. Eminim ki, ne ölüm, ne yaşam, ne melekler, ne yönetimler, ne şimdiki ne gelecek zaman, ne güçler, ne yükseklik, ne derinlik, ne de yaratılmış başka bir şey Rabbimiz Mesih İsa’da olan Tanrı’nın sevgisinden bizi ayırmaya yetecektir.“

Romalılar 9:31-39

 

İrtibat: mektup@gercekhikaye.de