Ağaç Tohumu Eken Çoban

klein

1910 yılında Fransa´da Jan-Klod adında, 55 yaşında bir adam yaşıyordu.

Bu adamın üst üste hem karısı hem de oğlu ölmüştü. Adamın üzüntüsü sonsuzdu. Sanki bulunduğu kasabanın her yeri ona eşini ve çocuğunu andırıyordu. Buna dayanamıyordu. “Provans” bölgesinin ıssız kalmış yüksek yerlerine gidip orada çoban olarak yaşamaya karar verdi. O bölgede hemen hemen hiç insan yaşamıyordu ve Jan-Klod tek başına olacaktı. Jan-Klod evini sattı, Provans bölgesine gidip birkaç koyun satın aldı ve çoban oldu. Yalnızlığa ve sessizliğe alışmaya başladı. Her gün hayvanlarıyla yer yer geziyordu.

Provans bölgesinin yüksek yerlerinde niçin ağaç bulunmuyordu? Niçin tarlalar yoktu? Neden burada birkaç çalı ve otlardan başka hiçbir şey yetişmiyordu? Jan-Klod şunları öğrendi:

Provans bölgesi aslında verimli bir bölgeydi. Akdeniz sahillerinde büyük zeytinlikler ve bağlar bulunuyordu. Her tür meyve ağaçları bölgenin zenginliklerinden sayılırdı. Yüksek yerleri koskocaman ormanlar kaplıyordu. Evet, eskiden orası çok verimliydi. Ama bir gün bölgeye çabuk zengin olmak isteyen insanlar geldi. Başladılar o ormanlardaki güzel ağaçları kesmeye. Odunlarından mangal kömürü yaptılar. Odun kömürü çok iyi bir fiyata satılıyordu. Bunu duyan başka insanlar da bölgedeki ormanlara akın edip yavaş yavaş bütün ağaçları kesip odun kömürü haline getirdiler. Kesilen ağaçların yerine yenisini yetiştirmek kimsenin aklına gelmiyordu, kimse bu zahmete yanaşmıyordu. Ne diye uğraşsınlar ki? Orman diye bir şey kalmayınca yağmurlar azaldı, araziler kurudu ve hemen hemen çöl gibi bir duruma dönüştü. Yapılacak iş kalmayınca insanlar bölgeyi terk edip başka yerlerde iş aramaya gittiler.

Koyunlarıyla her gün yer yer gezen çoban, “Acaba yüz yıl önce buranın manzarası neye benziyordu?” diye derin derin düşünüyordu. Bir gün kendi kendine, “Ben buralara her gün yüz tane ağaç tohumu ekeceğim” diye karar verdi. İlk fırsatta birkaç tane boş çuval sağladı ve küçük bir ormanın bulunduğu bir yere gitti. Çok görkemli birkaç meşe ağacı görünce sevindi. Ağaçların altında bulunan palamutları toplayıp üç büyük çuval doldurdu. Sonra işe başladı. Her gün koyunlarıyla çıkıp gittiği yerlerde palamut ekti.

Üç yıl geçti. Bir gün genç bir gazeteci Provans bölgesinin yüksek yerlerinde tek başına gezmeye çıktı. Eskiden orada yollar vardı, ama insanlar orayı terk ettikten sonra artık bu yollar kullanılmıyor ve çoğu yerlerde gözükmüyordu. Genç adam çok yürümüştü, nereye gideceğini, nasıl döneceğini şaşırmış, yanında taşıdığı su da tükenmişti. Ne yapacaktı şimdi? Bu kötü durumda iken genç gazeteci Jan-Klod´a rastladı. Her günkü gibi, Jan-Klod hem koyunlarını gütmekle, hem de toprağa palamut ekmekle uğraşıyordu. Bu çoban çok özel bir kişiydi. Az konuşuyordu. Ama her halinden, bu çobanın içi rahat ve hayatından memnun olduğu anlaşılıyordu. Koyunlarıyla her gün bu ıssız yerleri dolaşıyor, ama canı sıkılmıyordu, çünkü bu dolaşmalarının hiç de boşuna olmayacağını biliyordu.

Genç adam, meşe palamudu eken bu çobana hayran oldu. Yirmi dört saat kadar onunla birlikte kalabilmek için rica etti. Jan-Klod kabul etti. Akşam hayvanlarının ihtiyaçlarını gördükten sonra, çok sade bir yemek hazırladı, birlikte yediler. Yatmadan önce Jan-Klod palamut çuvalını açıp yüz tane kusursuz, çatlaksız palamut seçti. Sonra onları bir leğene döktü ve leğeni su ile doldurdu. Yumuşasınlar diye meşe palamutlarını sabaha kadar suyun içinde bıraktı. Amacı, ekildikten sonra palamutların çabuk filizlenip büyüyerek fidan olmalarıydı.

Erken yatıp erken kalktılar. Ekmek, peynir ve su, bir de meşe palamutlarını ve sivri uçlu bir demir çubuğu yanlarına alarak sürüyle birlikte yola koyuldular. Belli bir yere varınca Jan-Klod sivri uçlu demirle toprakta bir delik açıp deliğin içine bir palamut ekti. Birkaç adım ilerleyip başka bir palamut daha ekti. Jan-Klod konuşmaya alışık değildi. Ama genç adam sabırla sorularını tekrarlıyordu ve Jan-Klod´dan şunları öğrenebildi:

Üç yıldan beri Jan-Klod her gün yüz tane meşe palamudu ekmişti. Demek ki, aşağı yukarı yüz bin palamut ekmişti. Yüz bin palamuttan yirmi bin tanesi sürüp fidan olmuştu. Yirmi bin fidandan aşağı yukarı yarısını kurt, böcek ya da daha büyük hayvan yemişti. Geriye kaldı on bin fidan. Önce tamamen boş olan arazide şimdi on bin meşe fidanı büyümekteydi.

Genç adam Jan-Klod´la ilk tanıştıktan sonra artık her birkaç yılda bir ikisi buluşuyorlardı. Yaşı ilerleyen gazeteci sonra ağaç tohumu eken o çoban hakkında şunları bildirdi:

Jan-Klod yalnız meşe palamudu ekmedi. Ihlamur ağacının tohumları, ceviz ve kestaneler de ekti. Kavak, akasya, söğüt ve incir ağaçlarının tohumlarıyla da denemeler yaptı. Hangi toprağın, hangi yerin hangi çeşit ağaç için elverişli olacağını araştırdı. Jan-Klod hem Provans bölgesinin ovalarında, hem de tepelerinde ve yüksek yerlerinde çeşit çeşit orman ağaçları yetiştirdi. Bıkmadan, özenle, titizlikle, sadakatle, sevgiyle ve iç huzuruyla gün be gün bu gönüllü işi sürdürdü. “Bana ne olacak? Karşılığımı kim verecek?” gibi düşüncelerle meşgul olmadı. İçtenlikle kendini bu orman işine vermişti. Jan-Klod 88 yaşına kadar çalışıp yetiştirdiği ormanda öldü. 33 yıl boyunca aşağı yukarı bir milyon altı yüz bin ağaç yetiştirmişti. Henüz meşeler kocaman meşeler olmamıştı, ama kilometrece uzanan genç ormanlar meydana gelmişti. Orman olunca yağmurlar da çoğaldı. Yeni ormanlarda hayvanlar besin ve koruma ihtiyaçlarını karşılayabildiler. İnsanlar da tekrar o bölgeye yerleşip kendilerine ev kurdular, bahçelerine su getirttiler, geçimlerini sağlayabildiler.

Değerli kardeşler, bozulmuş, ıssız olmuş bir dünyaya iyi tohumlar ekmeye Tanrı bizi de çağırmış mıdır? Bizi de görevlendirmiş midir? Öyleyse, elimizdeki tohumlar nelerdir? Tohumlarımızı ekeceğimiz araziler nerede? Palamutları eken Jan-Klod´un öyküsünden neler öğrenebiliriz?

Rabbimizin çağrısından, görevlendirilmiş olduğumuzdan emin olduktan sonra Jan-Klod´dan öğreneceğimiz ilk şey şudur:

Gitmeliyiz, ekmeliyiz! Bugün hava yağmurlu, bugün çok sıcak, bugün yorgunum demeden git, ek. Otuz yıl boyunca tohum ektikten sonra, gene de tohum ekmeyi sürdür. Ekilmemiş araziler çoktur. Yorulmadan, yılmadan görevimize devam etmemiz için Rab gücümüzü arttırsın.

Jan-Klod´un ektiği tohumlardan ancak yüzde onu büyüyen fidanlar oldu. Peki, ektiği tohumların yüzde doksanına yazık değil miydi? Jan-Klod, tohumların yüzde doksanına bakıp “Değmez, boşuna zahmet ettim, keşke tohumlarımı ekmeseydim” demezdi. Jan-Klod tohumların yüzde onuna baktı. Her ne kadar yetişen fidanlar küçükse de, Jan-Klod iç gözüyle yıllar sonra yetişecek meşe ormanını gördü. Orada milyonlarca palamut olacaktı. Günde doksan palamudu boşuna ekmişse bile, bunlara üzülmezdi. Peki, çok zahmet etmedi mi? Evet, çok yoruldu. Ama büyük bir orman olacak diye, seve seve işini sürdürdü. — Bizler bazen işimizin meyvesini görmeyince yorulur, “galiba değmez” deriz, “zahmetimin karşılığı çok küçüktür” diye kimi vakit tohum çuvalımızı bir köşeye bırakmak istiyoruz, değil mi? Rab bizi sonsuz bir egemenlik için işlemeye çağırdı. Aynı zamanda bize büyük vaatlerde bulundu. Örneğin:

  • “İyilik yapmaktan usanmayalım. Gevşemezsek mevsiminde biçeriz.” Galatyalılar 6:9
  • “Şunu unutmayın: Az eken az biçer, çok eken çok biçer.” 2 Korintliler 9:6
  • “Gözyaşları içinde ekenler, sevinç çığlıklarıyla biçecekler; ağlayarak tohum çuvalını taşıyıp dolaşan, sevinç çığlıkları atarak demetlerle dönecek.” Mezmur 126:5-6

Olabilir bu dünyada beklediğimiz demetleri görmeyeceğiz. Ama Rabbimizin huzuruna vardığımızda biçme zamanı olacak, sevinç çığlıklarımızı atacağız. Rabbin o gün bize sevinçle “Aferin” demesi de zahmetlerimizin ve sadakatimizin çok özel bir karşılığı olacak. İsa Mesih talantlar benzetmesinde şöyle dedi:

  • “Efendisi ona, ‚Aferin, iyi ve güvenilir köle!‘ dedi. ‚Sen küçük işlerde güvenilir olduğunu gösterdin, ben de seni büyük işlerin başına geçireceğim. Gel, efendinin şenliğine katıl!’“ Matta 25:21