Tag Archives: huzur

SAHTE PARA

SAHTE PARA

Sahte Para

SAHTE PARA

 

Sevgili okuyucumuz, bugün size „Sahte Para“ adlı öyküyü anlatmak istiyoruz.

Kemal, ailesiyle küçük bir köyde otururdu. Tarlasında yetiştirdiği sebzeleri çarşıda satar, ailesine güçbelâ bir geçim sağlardı. Tembelliği çalışkanlıktan daha fazla seven Kemal, toprak ve ev vergilerini ödemekte daima zorluk çekerdi.

Her yıl olduğu gibi, vergi makbuzu yine geldi. Vergilerini ödemek için Kemal’in oldukça vakti vardı. Makbuzu bir yana koydu. Ne var ki, o yıl havalar kurak gittiği için sebzelerin çoğu kurumuştu. Vergilerini ödeyebilmek için para kazanmak şöyle dursun, ailesini geçindirmekte bile zorluk çekeceğini biliyor ve kaygılanıyordu.

Bir gün Kemal evinin yıkık duvarını onarırken duvarın içerisinde küçük bir testi, testinin içinde ise eski, maden bir para buldu. Parayı parlattığı zaman altın gibi ışıldadığını gördü. Kemal sevincinden neredeyse uçacaktı. Artık vergilerini ödeyebilecekti. Tüm kaygılarını unutup mutluluk içinde bir sigara yakıp keyfine baktı.

O akşam, Kemal’in kuyumcu bir dostu onu görmeye geldi. Kemal’in umutsuz vergi durumunu biliyordu. Kemal, bulduğu parayla vergi sorununun çözümlendiğini kuyumcu dostuna sevinç içinde anlattı. Kuyumcu: „Parayı bir göreyim hele“ dedi.

Kuyumcu, Kemal’in çıkardığı parayı alıp enine boyuna inceledi ve sonra bir taş üzerine düşürdü. Üzgün bir tavırla parayı geri verip, „Bu para sahtedir, dostum. Çıkardığı sesten de belli oluyor“ dedi. Kemal şaşkınlık içinde ona baktı. „Ama bu para dedelerimden kalmadır. Sahte olsaydı saklamazlardı“ yanıtını verdi. Kuyumcu dostu yeniden parayı inceledi. „Madene bir miktar altın katılmış, hepsi o kadar. Bu paranın hemen hemen hiçbir değeri yok. Maliye dairesi bunu kesinlikle kabul etmez“ dedi.

Bu sözler üzerine Kemal’in tepesi attı: „Atalarımın budala olduğunu mu demek istiyorsun yani? İyiyi kötüden ayırt edemezler miydi onlar?“ diyerek dostuna çıkıştı.

Atalarımdan kalma bu para sahte olamaz, diye kızan Kemal’e kuyumcu dostu, „Kardeşim, ataların nasıl kişilerdi bilmiyorum. Belki de bu paranın sahte olduğunu bilmeyerek saklamışlar. Olabilir ki, senin gibi onlar da paranın parlak görünüşüne aldanmışlar. Ama şu anda önemli olan, hükümete olan borcundur. Sana kesin olarak diyebilirim ki, bu para geçmez. Durumunun kötü olduğunu çoktandır biliyorum. Onun için bu akşam seni görmeye geldim. Bak, bende has altından bir madalyon var. Seni dost olarak sevdiğimden ve seni alacağın cezadan kurtarmak istediğimden bu madalyonu sana vermek istiyorum. Onunla tüm vergilerini ödeyebilirsin“ dedi.

Kemal’in gururuna dokunmuştu bu. Atalarından kalma eski paraya güvenmeyi yeğleyip dostunun hediyesini kabul etmedi.

Gururu yüzünden dostunun sunduğu yardımı kabul etmeyen Kemal’e bir gün sonra vergisini ödemesi için son uyarı mektubu geldi. Kemal, bulmuş olduğu parayı alıp maliye dairesine gitti. Maliye memuru parayı alıp iyice inceledi ve sonra uzman birine de gösterdi. Uzman parayı inceledikten sonra, onu geri vererek „ne yazık ki, bu para sahtedir“ dedi. Kemal’in dünyası yıkıldı. „Ama başka param yok“ diye kısık bir sesle yanıt verdi. Maliye memuru, „Kanun kanundur, arkadaşım“ dedi. „Ya ödersin ya da hapsi boylarsın. Kanuna göre üç gün daha zamanın vardır.“

Kemal, maliye memuruna, „Üç gün içinde nereden bulacağım bu kadar para? Yalvarırım size, elimdeki şu parayı alın. Ne de olsa atalarımdan kalma; hem içinde altın da vardır“ diye yakardı. Memur, „Evet, atalarından kalma olabilir, gene de değeri yok gibidir. Bu parayı kabul edemem. Maliye kasasına ancak kusursuz para girebilir. Bir yerden borç bul. Herhalde sana borç verecek biri vardır!“

Kemal, kuyumcu dostunu anımsadı. Onun yardım etmeye hazır olduğunu biliyordu; ama bir türlü gururunu yenip dostunun sunduğu yardımı kabul etmedi. Böylece üç gün sonra hapse atıldı.

Kemal niçin cezaevine atıldı? Vergi borcunu ödeyemediğinden mi? Kuyumcu arkadaşına güvenmediği için mi? Gururundan mı? Yoksa sahte paraya güvendiğinden mi?

Belli bir günde Kemal vergisini ödemek zorunda kaldığı gibi, her insan bir gün Tanrı’nın önünde durup yaşamının hesabını vermek zorunda kalacaktır.

Tanrı bizi neden yarattı? Ne diye bize yaşam verdi? Tanrı bizi Kendisi için yarattı. O’nunla olalım, O’nu yüceltelim diye. Yaşamımız O’nu övsün diye Tanrı bizi var etti.

Yaşamımızla Tanrı’yı yüceltiyor muyuz, yoksa yaşamımız, davranışlarımız, tutumlarımız ve sözlerimiz Yaratanımızı lekeleyip utandırıyor mu?

İşte bir gün, kıyamet gününde Tanrı’nın bize soracağı şudur: „Beni bütün yüreğinle aradın mı? Beni insanlardan ve kendi rahatından daha fazla sevdin mi?“ O gün Tanrı, bize vermiş olduğu bu yaşamın hesabını soracak.

Kıyamet gününde hesap soran Tanrı’ya, „Adam öldürmedim, zina işlemedim, hırsızlık etmedim“ diye kolaylıkla yanıt verebileceklerini umut edenler var. Ama Tanrı’nın doğruluk ölçüsü bundan çok daha yüksektir. İsa Mesih şöyle demiştir:

Musa’nın yasasında ‚Adam öldüren, yargılanacak‘ denildiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, kardeşine öfkelenen kişi yargı giyecek.

(Matta 5: 21–22)

‚Zina etme‘ denildiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, bir kadına bakıp onu arzulayan her adam, zaten yüreğinde o kadınla zina etmiştir.

(Matta 5: 27)

Bu ölçüye göre Tanrı’nın önünde kim durabilir? Kemal’in ödeyemediği bir hesabı olduğu gibi, bizim de Tanrı’nın önünde ödeyemeyeceğimiz bir hesabımız vardır.

Birçok insanın tutumu, Kemal’in vergi dairesindeki tutumuna benziyor. Kemal’in parası kusurlu ve değersizdi. Buna rağmen o, elindeki bu paranın maliyece kabul edilmesini istiyordu.

Tanrı’nın önünde ancak kusursuz bir yaşam kabul edilir. Oysa birçok insan, „sevap“ sayılan, ama değeri düşük, kusurlu işlerle Tanrı’nın huzuruna çıkıyor.

Değerli okuyucumuz, dincilik, bir hayır kurumuna bir bağışta bulunmak, oruç tutmak, namaz kılmak, iyilik etmek insanı Tanrı’nın önünde kusursuz yapmaz. İyi bir aile veya üstün bir tarikata ait olmak da Tanrı’nın huzurunda canın bedeli olarak geçmez.

Tanrı, kurtuluşu insana armağan olarak vermeyi seçti. Çünkü insanın en iyi işi bile kusurlu ve eksiktir.

Kemal’in kötü durumunu bilip ona acıyan kuyumcu arkadaşı kusursuz, has altından bir madalyonla Kemal’in vergi borcunu ödemeye hazırdı. Ancak Kemal gururlanıp onun yardımını kabul etmedi.

Bize acıyan ve bizi eşsiz bir sevgiyle seven Tanrı, bize akılları durduran bir yardım sundu: Tanrı’nın özünden olan, yaşamında hiçbir kusuru olmayan Mesih İsa, bizim günahlı yaşamımızı kendi üzerine aldı; hak ettiğimiz ölümü O bizim için öldü. Şimdi İsa Mesih’in kusursuz yaşamını Tanrı, bizim yaşamımız yerine saymaya, görmeye hazırdır. Demek ki, bunu kabul edersek, Mesih’in kusursuz yaşamını giyinmiş olarak güvenle Tanrı’nın huzuruna çıkabiliriz. Kimi buna „saçma“ diyebilir. Ama Tanrı’nın sevgisi bu kadar üstündür, sevgili okuyucum.

Kemal’in vergi borcunu ödemeye hazır olan kişi, bir kuyumcu arkadaşıydı. Bizim günah borcumuzu ödemeye hazır olan kişi ise, Tanrı’nın isteğine uyan İsa Mesih’tir. Tanrı’nın Sözü şöyle diyor:

İsa Mesih, günahlarımıza karşılık öldü, gömüldü ve üç gün sonra dirildi.

(1 Korintliler 15: 4)

Sevginin ne olduğunu, Mesih’in bizim uğrumuza canını vermesinden anlıyoruz. Bizim de kardeşlerin uğruna canımızı vermemiz gerekir.

(1 Yuhanna 3: 16)

Mesih herkesin uğruna öldü. Öyle ki, yaşayanlar artık kendileri için değil, kendileri uğruna ölmüş ve dirilmiş olan Mesih için yaşasınlar.

(2 Korintliler 5: 15)

Biz daha günahlıyken Mesih bizim yerimize öldü. Tanrı bize sevgisini bununla kanıtlıyor.

(Romalılar 5: 8)

Kemal’in cezaevine atılması yoksul oluşundan değildi, çünkü ona yardım edecek biri hazırdı. O, cezaevine gururu yüzünden atıldı.

Gururumuzun iyi yönleri vardır. Örneğin, bir öğrenci birinciler arasında bulunmak amacıyla her gün derslerine çalışırsa, buna iyi diyebiliriz. Ya da gururumuz bizi düşük, yüz kızartıcı işler yapmaktan alıkoyarsa, bu yine iyidir. Oysa işin biraz daha derinine inersek gururlanmanın, kendini beğenmenin, övünmenin kötü ve zararlı bir şey olduğunu kabul etmeliyiz.

Bir de „Sahte Para“ öyküsündeki Kemal’e benzeyenler vardır: Gururlarından dolayı hiçbir yardımı, öğüdü ya da bir armağanı kabul etmezler. Kötü günde onları kim kurtarabilir?

Gururlu kişi çabuk alınır, çabuk küser, herkesi hor görür, kendini beğenir. Minnet altına girmekten korktuğu için, yardıma ihtiyacı olmasına rağmen, acıklı durumunu belli etmemeye çalışır.

Daha da kötüsü, Tanrı’ya karşı da gururlu olup O’nun yüce sevgisini reddeder. Tanrı, İsa Mesih’in sayesinde günahlarımızı bağışlayıp bize yeni bir yaşam vermek istiyor. Bizden tek istediği, günahlı ve bağışlanmaya muhtaç olduğumuzu O’na söyleyip O’nun sunduğu kurtuluşu armağan olarak sevinçle kabul etmemizdir.

Buna gururumuz engel olmasın! Tövbe edip gururumuzu, kendimizi, yaşamımızı tümden Tanrı’ya teslim edelim.

Sevgili okuyucumuz, okuduğunuz yazı hakkında söyleyeceğiniz veya soracağınız bir şey varsa, lütfen bize mektup yazınız. Kurtuluş konusunda daha fazla bilgi edinmek isterseniz, ücretsiz Kutsal Kitap derslerimizden ve diğer yayınlarımızdan isteyebilirsiniz. Haberinizi bekliyoruz.

Mutlu Kaynak

mektup@tevratzeburincil.org

RAHİM AĞA

RAHİM AĞA

Rahim Aga

RAHİM AĞA

Değerli okuyucum,

Size şaşılacak bir öykü anlatmak istiyorum. Eski zaman içinde çok zengin, iyi yürekli ve sözüne sadık bir ağa varmış. Bir gün, oturduğu köşkünün önünde şöyle bir ilan asmış:

“Borcu olan herkesin dikkatine! Lütfen yarın

borç senetlerinizle birlikte yanıma gelin. Bana borç

senedini getirenin borcunu bağışlayacağım.

Bu öneri, öğle vaktine dek geçerlidir.”

Köşkün önünden gelip geçen herkes bu duyuruyu okumuş, haber kısa zamanda bütün kasabaya yayılmış. Ertesi sabah köşkün önüne üşüşen halkın çoğu ise ilandan kuşkulanmışlar.

“Yahu bu adam kim oluyormuş da bizim borçlarımızı bağışlasın?”

“Yok, efendi, yooook! Ağa kendisine borçlu olduğumuzu hatırlatmak için bu ilanı koymuş. Bizi sülük gibi emecek sonra! Tabii benim de ağaya borcum var, ama ben ancak çalışıp gayret ederek ödeyeceğim. Ağa karşılıksız benim borcumu siler mi hiç?”… gibi sözler duyuluyormuş.

Bu tartışmalar sürerken kalabalığın arasından fakir ve acınacak halde olan bir adam köşke doğru yürümeye başlamış. Halk bunu görünce onunla alay etmiş, ne olacak diye merakla bakamışlar. Kapıyı çalan köylü içeri alınıp ağanın karşısına çıkarılmış. Köylü söze başlamış: “Ağam, ilanınız bana büyük umut verdi. Çünkü borcum kolay ödenecek kadar az değil. Bakınız, büyük borçlarımın listesini yazdım getirdim. Ufak borçlarıma gelince ben kendim öderim.”

Ağa buna karşılık:

“Bana tam olarak güveniyor musun?”

“Tabii ağam.”

“Şu halde en ufak gözüken borçlarını dahi listene ekle! Mademki bana güvenerek geldin, senin huzurunu bozan büyük-küçük tüm borçlarını bağışlayacağım.”

Ondan sonra ağa elindeki kalemle listedeki borçları tek tek çizmiş. Köylü gözlerine inanamamış bir türlü. Ağasına bin teşekkürler edip sevinç içinde evine gitmiş.

Öğleden önce ağanın emriyle uşaklar bir daha köşkünün önüne çıkıp millete: “Borcunuzun bağışlanması için bu son fırsattır” diye çağrıda bulunmuşlar. Ama halk hâlâ kuşku içindeymiş. Köşke yaklaşan başka biri olmamış. Saat 12’yi vurunca ilan indirilmiş, yerine de başka, herkesin söylentisini ve görüşünü kesen bir duyuru asılmış:

“Benim zenginliğime ve iyiliğime güvenmeyip

ilanımı ciddiye almayanların borçlarını artık

bağışlamayacağım. Tüm borçluların

vereceklerini derhal ödemelerini buyuruyorum.

Ödemeyeni cezalandıracağım.”

Değerli okuyucum, bir ağanın, ona vereceği olanların tüm borçlarını bağışlaması ne görülmüş, ne de kolayca inanacak bir şeydir. Ama sizin büyük bir borca girdiğinizi varsayalım. O zaman size böyle bir teklif yapılsa elbette o halk kadar dik kafalı olmayıp size sunulan sınırsız iyiliği reddetmezsiniz, değil mi?

Ama ne yazık ki, Tanrı’nın insanlara sunduğu bağışa gelince bunu çoğu kimseler kabullenmezler.

Peki, bizim Tanrı’ya ne borcumuz var ki, O’nun bağışına muhtaç olalım? diye sorabiliriz. Bu soruya yanıt bulmadan önce “borç” sözcüğünün ne anlam taşıdığına bir göz atalım.

Bankadan veya özel kişilerden ödünç alınan para ve mallara borç denir. Bunun dışında insan, manevi bir borç altına da girebilir. Devletin ya da bir kurumun yasalarına uymayan kimse suç işler ve cezayı hak eder. İşlenen suça göre hükümlü kimi vakit hapse sokulur, kimi ülkelerde ise ölüme mahkûm olunur. Gerek hapis, gerek idam olsun, suçlu kişi cezasını ödemeye borçludur.

İşte, Tanrı’ya karşı olan borcumuz, O’nun kutsal yasalarını ayak altında çiğnememizden kaynaklanır. Bu borca günah denir. Kuşkusuz dünyada günahsız tek bir insan yoktur. Bu nedenle yüce Tanrı, Kutsal Kitabında şöyle der:

HEPSİ GÜNAH İŞLEDİ, TANRI’NIN İNSAN İÇİN

ÖNGÖRDÜĞÜ YÜCELİĞE ERİŞEMEDİLER (Romalılar 3: 23).

Evet, her insan yüce Tanrı’nın önünde suçludur. Ama günahın cezası nasıl ödenir? Kimi insanlar kaynanadan ya da komşulardan gördükleri sıkıntıların, bir hastalığın, bir belanın, günahın cezasını ödediği kabul ederler. Bu düşünce yanlıştır. Bazı kişiler de öldükten sonra cehennem gibi bir yerde yanıp günahlarının cezasını bir süre çektikten sonra cennete geçeceklerini sanırlar. Oysa böyle düşünenler de yanılırlar. Tanrı, Kutsal Kitap’ta şöyle buyurur:

GÜNAHIN KARŞILIĞI ÖLÜMDÜR (Romalılar 6: 23).

Burada söz konusu ölüm sadece bedenin ölmesi değildir. Hayır, bu kesin ve sonsuz ölümdür. Bu ölüm, yaşam kaynağı olan Tanrı’nın huzurundan sonsuzluğa dek ayrı kalmak, O’nun sevgisinden yoksun olmak demektir.

Ama Tanrı, adil olduğu kadar seven bir Tanrı’dır. O’nun yasalarını çiğneyen insana ölüm yargısı yaraşıyorsa da, Tanrı onu suçtan, günahtan arıtmak, ona sonsuz yaşam vermek ister. Bu yüzden öyküdeki zengin ağanınkinden kat kat üstün bir bağışta bulundu bize. Tanrı, günahımızın cezasını kendimizin ödeyemeyeceğimizi bilir. O’na olan borcumuzu ancak Tanrı’nın kendisi ödeyip bize bağışlayabilir.

İşte, Tanrı bu bağışı İsa Mesih aracılığıyla yaptı. Tek suçsuz insan olan İsa Mesih çarmıh üzerine çakılarak öldü. İsa Mesh’in bu ölümü bütün insanların günah cezasını ödemeye yeterlidir.

İsa Mesih’in günahlarımız için kurban olduğuna iman eden kimsenin suçunu Tanrı bağışlar, borcunu büsbütün siler. Tanrı size de bu müjdeyi iletiyor. Kabul ederseniz günah yükünüzden sıyrılıp huzur, sevinç, anlam dolu yepyeni bir yaşam bulacaksınız.

Sevgili okuyucumuz, okuduğunuz yazı hakkında söyleyeceğiniz veya soracağınız bir şey varsa, lütfen bize mektup yazınız. Kurtuluş konusunda daha fazla bilgi edinmek isterseniz, ücretsiz Kutsal Kitap derslerimizden ve diğer yayınlarımızdan isteyebilirsiniz. Haberlerinizi bekliyoruz.

Mutlu Kaynak

mektup@tevratzeburincil.org